ANNEYE BABAYA ZEKAT VERİLİR Mİ?

2015-09-06 20:30:00

 

 

 

 
Zekât Allah yolunda, onun rızasını kazanmak adına, harcayacağımız para ya da mal olarak kazancımızdan, gelirimizden, durumu iyi olmayanlara, ihtiyacı olanlara verdiklerimizdir. Bunun Kur'an da geçen geenel ismi İNFAK yani ihtiyaçtan fazlasını vermektir. Kur'an da yine aynı anlamlara gelen hayır, sadaka olarak değişik isimlerde de adlandırılır. Hepsindeki ana amaç Allah adına, malımızdan ya da kazancımızdan olmayanlara, ihtiyaç sahiplerine vermek, onların ihtiyaçlarını gidermektir. 
 
Mezheplerin fıkıh inancı, Kur'an da geçen bu farklı kelimelere, anlam bakımından Kur'an ın farklı bir açıklaması, izahı olmadığı halde, farklı açıklamalar yapılarak topluma anlatılmıştır. Lütfen şunu unutmayalım, Kur'an da geçen sözcüklerin, kelimelerin ne anlama geldiğini anlatan ve açıklayan yalnız Allah dır. Eğer bu konuda, Yaradan farklı bir anlam vermiyorda, hepsini infak etmek anlamında birleştiriyorsa, bunun tersini düşünüp, bizler farklı anlamlar veremeyiz.
 
Allah bir ayetinde bizleri zekât vermeye, hayırlarda bulunmaya davet için, öyle güzel bir benzetme yapar ve örnek verir ki, üzerinde çok ama çok düşünmemiz gerekir. 
 
Bakara 245: KİMDİR ALLAH’A GÜZEL BİR BORÇ VERECEK O KİMSE Kİ, Allah da o borcu kendisine kat kat ödesin. (Rızkı) Allah daraltır ve genişletir. Ancak O’na döndürüleceksiniz.
 
Allah için hayır yapan bir kişinin, (zekât veren, infakta bulunan, sadaka veren) Rabbimiz kendisine borç vermiş sayıyor. Bu ne güzellik, bu ne muazzam bir fırsat bizler için. Bir atasözü vardır, sanırım bu ayetten sonra, bu sözün doğru olmadığını anlayacağız. ( Kefenin cebi yoktur.) Demek ki varmış. Yaşadığımız bu dünyada yaptığımız hayırların, Allah için verdiğimiz zekâtların hepsini, birlikte Rahmanın huzuruna götüreceğimiz çok açıktır, hem de kat kat fazlasıyla geri alarak. 
 
Allah yoluna yapacağımız tüm hayırların, kimlere verileceğini de, Kur’an da açıklanmıştır. Gelin şimdide ona bakalım. 
 
Tevbe 60: Sadakalar (zekâtlar) Allah'tan bir farz olarak ancak, yoksullara, düşkünlere, (zekât toplayan) memurlara, gönülleri (İSLÂM'A)ISINDIRILACAK OLANLARA, (hürriyetlerini satın almaya çalışan) kölelere, borçlulara, Allah yolunda çalışıp cihad edenlere, yolcuya mahsustur. Allah pekiyi bilendir, hikmet sahibidir.
 
Yukarıda ki ayette Rabbimiz, kimlere sadaka( zekât) verileceğini çok açık anlatmış. Müslüman olmayana zekât verilmez düşüncesinin yukarıdaki ayet, doğru olmadığını kanıtlıyor. Müslüman olmayan bir insana, zor halinde yardım ederek, ONUN İSLAM A GÖNLÜNÜN ISINDIRILMASININ öneminden bahsediyor ayet. İslam dini ırkçı ya da bölücü değil birleştirici, hoşgörülü bir din olduğunu lütfen unutmayalım. Ona göre bu güzelim dini batıldan, hurafeden uzak yaşayalım ve yaşatalım.
 
Yine aynı konuda, Allah yolunda nerelere infak edeceğimizi, harcayacağımız konusuna açıklık getirmeye, bakın nasıl devam ediyor Kur’an.
 
Bakara 215: Sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: 'Hayır olarak infak edeceğiniz şey, ANNE - BABAYA, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışadır. Hayır, olarak her ne yaparsanız, Allah onu şüphesiz bilir.
 
Demek ki anaya babaya hayır (zekât) verilmez diyerek, toplumu yanlış yönlendirmek, büyük hata olur. Fakat bir şartla verilir, şimdide aşağıdaki ayeti önce okuyalım, anlamaya çalışalım ve üzerinde düşünelim.
 
Bakara 219: ……Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: İHTİYAÇTAN ARTA KALANI.' Böylece Allah, size ayetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz.
 
Burada Allah, ihtiyaçtan arta kalanı sözüyle, bakmakla yükümlü olduğumuz, ailemizin geçimini sağladıktan, ihtiyaçlarını gördükten sonra, artan kısımdan zekât vermemizi, hayır yapmamızı yani infak etmemizi söylüyor. Vereceğimiz zekâtın miktarını da bizzat kendimize bırakıyor. Tabi yine Kur’an da birçok ayetinde de, bolca zekât vermemiz için teşvik ediyor Rabbimiz bizleri. Tıpkı yazımızın başında verdiğimiz örnek ayet gibi. İşte imtihanımızın en zor kısmı da bu olsa gerek, malımızdan, paramızdan ihtiyacı olanlara gönülden verebilmek.
 
Eğer anne ve babamızın geçimini bizler sağlıyorsak, onlara bizler bakıyorsak, aynı geliri paylaşıyorsak, başka gelirleri yoksa, elbette onlara hayır adı altında zekât vermeyi hiç birimiz düşünmeyiz bile. Yok, eğer geçim kaynağımız farklı, kazançlarımız ayrı ise, o zaman Bakara 215. ayet devreye giriyor. Bu ayette Allah ne diyordu hatırlayalım. 
 
 (Hayır, olarak infak edeceğiniz şey, ANNE- BABAYA, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışadır.) 
 
Bizler ne yazık ki Kur’an ı rehber almaktan uzak, onu anlamaya çalışmak yerine, öyle batıl inançlarla yaşıyoruz ki İslam ı, bunun cezasını da hep birlikte toplum olarak çekiyoruz.
 
Hatırlayınız öyle aileler var ki, geçimleri, gelir kaynakları çok farklı. Farklı yerlerde yaşıyorlar evlatlarıyla. Anne babalar, zor durumda, fakat çocukları farkında bile değil. Çünkü evlatlarının bunu anlamasını, hissetmesini istemiyorlar. Evlatlar ise, anne babayı unutmuş, birde anne babaya hayır yapılmaz, zekât verilmez, düşüncesi ile ilk yardım edeceğimiz yerden değil, belki de en son yerden başlarız hayırlarımızı, zekâtlarımızı vermeye. Birde yanlış bir bilgi olan, zekatın yılda bir verileceği bilgisiyle fakirler, ihtiyacı olanlar unutulmakta yılda bir hatırlanmaktadır. Zekat her zaman verilmesi gereken, FARZ bir emirdir lütfen unutmayalım.
 
Bizler Kur’an ın rehberliğinden uzaklaştırılmışız. Ne yazık ki, beşerin rivayetleri olmuş rehberimiz. Öyle olunca da, ne huzur kalmış toplumda, ne mutluluk, nede adalet. Bu ayeti hatırlattığımda ise, çok ilginç tepki aldım ve dediler ki; Böyle mantıksızlık olmaz, anneye babaya hayır, zekât verilmez. İYİDE BUNU BEN SÖYLEMİYORUM Kİ, ALLAH KUR’AN DA SÖYLÜYOR. BU TEPKİ NİYE VE KİME?
 
Kur’an verdiği hükümlerde bizleri bağlayıcıdır, önce bunu unutmayalım. Kur’an ın vermediği bir hükmü de vermiş gibi gösterirsek, Kur’an ı anlamaya çalışmak yerine, kendi nefislerimizin esiri oluruz. Kur’an her insanın bizzat kendisinin çalışıp, çabalayarak, kendi hayatını idame ettirmesi ve imtihanını bizzat yaşaması gerektiğini öğretir bizlere. 
 
Eğer bir evladın, anne babaya bizzat maddi açıdan bakmakla yükümlü olduğu hükmünü vermiş olsaydı, bunu açıkça söylerdi. Bunu özellikle söylememiştir önce bunu bilmeliyiz. Peki, neden böyle bir hüküm vermemiştir?
 
Allah böyle bir hüküm vermiş olsaydı, bazı ana ve babalar bunu kötüye kullanabilirdi? Kendi yükümlülüklerini evlatlarının üzerine yükleyerek, kenara çekilebilir, böylece bazı sorumluluklarını çocuklarına devredebilirlerdi. Bu düşünce ailelerde huzursuzluklar yaratır, aileyi birbirine düşürebilirdi. Bir ailenin erkek çocuğu olduğunda şanslı, kız çocuğu olduğunda ise kendilerini çok şanssız kabul ederlerdi. Buda evlatlar arasında farklılık yaratırdı. ALLAH ONUN İÇİN ASLA BÖYLE BİR HÜKÜM VERMEMİŞTİR.
 
Bir örnek vermek istiyorum. Kadın erkekten bedenen daha zayıf yaratıldığı için,ALLAH AÇIKÇA KADININ BAKIMINI, GEÇİMİNİ ERKEĞİN ÜZERİNE YÜKLEMİŞ VE BUNU AÇIKÇA DA KUR’AN DA BELİRTMİŞTİR. Onun içindir ki aile içinde, kadını çalışmak için zorlayamazsınız, bu onun için bir ruhsattır. İster çalışır ister çalışmaz. Ne demek istediğimi sanırım anladınız. 
 
Zekâtlarımızı, hayırlarımızı verirken, nasıl hareket etmeliyiz, gelin şimdide ona bakalım. 
 
Bakara 271: Yardımları açıktan yapmanız güzeldir; AMA MUHTACA GİZLİCE VERMENİZ SİZİN İÇİN DAHA HAYIRLI OLUR ve günahlarınızın bir kısmını bağışlatır. Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.
 
Kur’an da yapacağımız yardımlar, zekât, infak, Allah yolunda harcamak, sadaka gibi sözcüklerle anlatılmıştır. Bunların hepsi olmayanın ihtiyacını karşılamaktır anlamındadır farklı değildir. Eğer farklı olsaydı bu konuda dabir açıklama kur'an da yapılırdı. Farklı olduğuna dair bir açıklama kur'an da göremeyiz. Bunu yaparken en güzeli gizli vermek ve bu insanları toplum içinde rencide etmeden, ihtiyaçlarını karşılamak en doğru olandır.
 
Zekât konusu Kur’an da, en çok zikredilen bir konudur. Fakat bizler her zaman yaptığımız gibi, bu konuda da çok büyük yanlış yaparak, yılda bir zekât vereceğimizi kabul etmişiz. Peki, bu hükmü Allah Kur’an da mı vermiş? Elbette hayır. Kur’an fakiri, fukarayı yılda bir düşünecek bir adaletin kaynağı asla olamaz, değil de zaten. Ne yazık ki rivayetler bu konuda da ağır basmış ve peygamberimizin devrinde yılda bir devlete verilen vergiler, sanki Kur’an ın bahsettiği zekâtmış gibi algılanmış, kabul edilmiştir. Hâlbuki bugün bahsedilen ve rivayet hadislerde geçen örnekler, devlete verilen vergilerdir. Lütfen bunları karıştırmayalım.
 
Zekât yılda bir değil, her an ihtiyacı olanın ihtiyacını karşılamak için bizlerin ihtiyaçtan arta kalanından verilmesi gerekendir. Bunun sınırı yoktur. Şundan, bundan şu kadar verilir sözleri, Kur’an öğretisi değildir. Tüm gelirimizin ihtiyaçtan arta kalanından, gönülden Allah için vermek, Allah ın Kur’an da emrettiği zekâttır. Bununda miktarını Allah özellikle imtihanımızın gereği bizlere bırakmıştır. Daha çok vermemiz için başak örnekleri vermiş ve bizleri teşvik etmiştir. 
 
Gelin Allah ın nurunu rehber alalım. Gelin Rahmanın güneşi ile aydınlanalım, onun ne anlatmak istediğini anlamak için çaba harcayalım. Rivayetlere göre değil, Kur’an a göre dinimizi yaşayalım. Elbette Kur’an a uyan her bilgiden, peygamberimizin hadislerinden de istifade edelim, faydalanalım ama Kur’an ın süzgecinden geçirerek. İşte o zaman gerçekleri görecek ve yaptığımız yanlışın farkına varacağız.
 
Dilerim Allah dan İslam âlemi, bu gerçeği geç olmadan farkına varır. Eğer farkına varamazsak, sonumuzu düşünmek bile istemiyorum.
 
Saygılarımla 
Haluk GÜMÜŞTABAK
 
http://halukgta.blogcu.com/
 
 
http://hakyolkuran.com/menudetay.php?id=374

25
0
0
Yorum Yaz