KUR'AN DA KABİR AZABI.

2015-09-09 11:15:00
 
Kur an da Kabir Azabı.
 

 

 
Yazımızın konusuna geçmeden önce, sizlere Kur’an dan bazı ayetleri hatırlatmak istiyorum, çünkü konu bu şekilde daha iyi anlaşılacaktır umarım. Rabbimiz Kur’an da bazı ayetlerinde şöyle diyor. 
 
Enam 38. ; BİZ KİTAP'TA HİÇ BİR ŞEYİ NOKSAN BIRAKMADIK, sonra onlar Rablerine toplanacaklardır.
 
Enam 114. ALLAH size Kitap'ı AYRINTILI KILINMIŞ BİR HALDE İNDİRMİŞKEN, ALLAH’IN dışında bir hakem mi arayayım? 
 
İsra Suresi 36. HAKKINDA BİLGİN OLMAYAN ŞEYİN ARDINA DÜŞME! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.
 
Ankebut Suresi 51. KARŞILARINDA OKUNUP DURAN BİR KİTABI SANA İNDİRMİŞ OLMAMIZ ONLARA YETMİYOR MU? Bunda, inanan bir toplum için elbette ki bir rahmet ve bir öğüt vardır. 
 
Zühruf 44: Doğrusu Kur'an, sana ve kavmine bir öğüttür. İLERİDE ONDAN SORUMLU TUTULACAKSINIZ.
 
Yukarıda bazı ayetleri yazdım, bunu bazı unuttuğumuz değerleri hatırlatmak içindi. Ne diyor Yaradan, ben bu kitapta hiç bir şeyi eksik bırakmadım diyor. Bu sözleri tebliğ alan bizler, beşerin tam tersini söylediği, bu kitap özet bilgidir, Kur’an da her şey yazmaz diyenlerin sözlerine nasıl kandığımızı, aldandığımızı da, lütfen düşünmesini rica ediyorum.
 
Devamında ki ayette de, bu kitap ayrıntılı iken, başka kitaplara mı bakıp iman edeyim diyor. Diğer ayette ise, hakkında bilgin olmayan şeylerin ardına düşülmemesi gerektiği, sonunda sorumlu olacağımız kitaptan bahsediyor. Diğer ayette de aslında Rabbim bizlere kızıyor ve diyor ki, sana indirdiğim Kur’an yetmiyor mu da, başka kaynaklar arıyorsun. 
 
En son ayet aslında, çok dikkat çekici ve noktayı koyuyor. Bu Kitaptan sorumlusun. Allah bu kitaptan sorumlusunuz dediği halde, acaba bizler nelere iman etmeye devam ediyoruz, bunu da herkes kendi nefsinde düşünmelidir.
 
Konumuz kabirde çekileceği söylenen azap. KUR’AN DA, RABBİMİZ KABİR AZABINDAN TEK KELİME DAHİ BAHSETMEZ. Eğer bizlerin bilmesi gereken böyle bir durum olsaydı, ayetlerinde söylediği gibi açıkça belirtirdi. Sizlere kabir azabı konusunu, Kur’an ın bahsettiği şekilde anlatmaya çalışacağım, elimden geldiğince
 
KUR’AN BÜTÜNLÜĞÜNDE KABİR HAYATI
 
Rahman Rahim ALLAH Adına;
 
16/21 ONLAR CANSIZ, ÖLÜDÜRLER. NE ZAMAN DİRİLECEKLERİNE DAİR ŞUURLARI DA YOKTUR.
 
Yukarıdaki ayet-i kerime açıkça bizlere ölülerin diriliş saatine, yani kıyamete kadar şuursuz bir halde bir yokluk içinde olacaklarını bildirmektedir. Şuursuz, bilinçsiz nefsimizin yani kişiliğimizin kabirde sorgu suale çekilmesi düşünülebilir mi? O zaman insanlar bir uyku halindedir çünkü.
 
44/56- ORADA, İLK ÖLÜMDEN BAŞKA BİR ÖLÜM TATMAZLAR. 
 
Bu ayete göre eğer insanlar kabirde diriltilirlerse iki defa ölümü tatmış olurlar ki bu, ayete ters düşer. Ayrıca İnsanlar kabirde hesaba çekilirlerse, ahrette ki hesaba çekilme, ahi rette hesaba çekilirlerse kabirdeki hesaba çekilme izah edilemez. Eğer kabirde de ahi rette de hesaba çekilirlerse, bir fiilden dolayı iki defa hesaba çekilmiş olurlar ki, bu da hem anlamsız olur hem de Kur’an da geçen Allah ın adaletine ters düşer. Ancak Kur’an der ki sorgulanma ancak ahi rettedir. Kur’an şura üflendiğinde, yani kalk borusu çaldığında, tüm hesabın adaletle görüleceğini anlatır. 
 
40/11- Onlar: "RABBİMİZ! BİZİ İKİ DEFA ÖLDÜRDÜN, İKİ DEFA DİRİLTTİN. Biz de suçlarımızı itiraf ettik, bir daha çıkmaya yol var mıdır?" derler.
 
Yukarıdaki ayet cehennemliklerin içlerinde bulunacakları durumu tasvir etmektedir. Bu ayette iki defa ölümden ve iki defa diriltilmekten bahsedilmektedir. Bu ayet genel kabule göre şu anlama gelir: anne rahmine düşmeden önceki yokluk durumu yani ölüm hali(1. Ölüm), Doğduktan sonraki diri halimiz(1.Diriliş) Ecelimizle ölmemiz (2. Ölüm) ve Kıyamet günü yeniden Diriltilmemiz. (2.Diriliş) Eğer Kabir azabı olsaydı üç defa ölüm üç defa diriliş yaşamamız gerekirdi...
 
17/52. Sizi çağırdığı gün, O'NA HAMD EDEREK DAVETİNE UYARSINIZ VE KABİRLERİNİZDE PEK AZ BİR MÜDDET KALDIĞINIZI SANIRSINIZ.
 
Yüce Rabbimiz bu olayı da uykuya benzetir. Nasıl saatlerce uyuduğumuz halde zaman kavramını yitirip, bir göz kırpması kadar uyuduğumuzu sanırız. Benzer şekilde öldükten sonra, diriltilinceye kadar bir yokluk yaşarız. Kuran a danışmaya devam edelim.
 
36/51. Sura üflenince, KABİRLERİNDEN RABLERİNE KOŞARAK ÇIKARLAR. 
 
36/52 "Vay halimize" derler, "YATTIĞIMIZ YERDEN BİZİ KİM KALDIRDI? Bu, Rahman'ın söz verdiği şeydi. Demek elçiler doğru söylemişti."
 
Yukarıdaki ayetlerde de büyük bir şaşkınlık ve pişmanlık görülüyor. Ancak insanlar kabir azabı gibi bir ön hazırlık azabı çekseler, hiçte şaşırmazlardı inkâr ettikleri şeylerin gerçek olduğuna. Kur’an’a bakmaya devam edelim.
 
79/42 Senden kıyametin ne zaman gelip çatacağını sorarlar.
79/43 Onu bildirmek, (ey Muhammed) senin görevin değildir.
79/44 Onun bilgisi Rabbine aittir.
79/45 Sen sadece kıyametten korkanı uyaransın.
79/46 Kıyameti gördükleri gün dünyada ancak bir akşam yahut bir kuşluk vakti kadar kalmış olduklarını sanırlar.
 
Akla şu soru geliyor. Akıl almaz işkenceler geçiren biri için bir dakika bile yıllar kadar geçmek bilmez bir süreyi ifade ettiği halde, Rabbimiz bu dünyada insanların geçirdiği süreyi (Canlı ve Cansız olarak geçirdiğimiz Dünya süresini) çok kısa bir süre olarak tasvir eder.  Vahye kulak vermeye devam edelim:
 
82/4. Kabirlerin içi dışa çıktığı zaman, 
82/5. İnsanoğlu, ne yaptığını ve ne yapmadığını görür. 
 
Ama kabir azabı inancına göre kişi zaten daha kabirde ne yaptığını ne yapmadığını görmüş bundan dolayı azaba ya da mükâfata tabi tutulmamış mıydı? Demek ki kabir azabına inandığımız zaman, yazdığımız ayetlere ters düşüyor. 
 
100/9–10. İnsan, kabirlerde bulunanların çıkarılacağı ve kalplerde olanların ortaya konulacağı bir zamanın geleceğini bilmez mi? 
 
Ama kabir hayatı inancına göre, kalplerde olanlar bir sorgulama ile kabirde ortaya çıkarılmıyor mu bizlere öyle öğretilmedi mi?
 
Kur’an’ın bu ölüm kıyamet ve ahiretle ilgili tüm ayetlerinde hesabın ahi rette verileceği vurgulanırken, yargısız bir infazı andırırcasına “ölmüş” bedene nasıl sorguda bulunulur? ALLAH IN aşağıdaki ayetlerinde belirttiği gibi, yok iken bizi bu dünyada ruh ve bedenimizle bir bütün olarak var edip, bizi canlı kılan Rabbimiz aynı şekilde bizi yaratmadan önceki halimize döndürüp öldürmektedir. Yani yokken var ettiği gibi, varken yok etmektedir. Ve yokluktan tekrar kıyamet günü var edecektir.
 
30/25. Göğün ve yerin O'nun buyruğu ile ayakta durması O'nun varlığının belgelerindendir. Sonra sizi kabirlerinizden bir çağırmaya görsün, hemen çıkıverirsiniz. 
 
30/26. Göklerde ve yerde olanlar O'nundur; hepsi O'na boyun eğmiştir. 
 
30/27. Önce yaratan, ölümünden sonra tekrar dirilten O'dur. Bu, O'nun için daha kolaydır. Göklerde ve yerde olan en üstün sıfatlar o’nundur. O, güçlüdür, Hâkimdir.
 
22/6–7. Bunlar, yalnız ALLAH’IN gerçek olduğunu, ölüleri dirilttiğini, gücünün her şeye yettiğini, şüphe götürmeyen kıyamet saatinin geleceğini, ALLAH’IN kabirlerde olanı dirilteceğini gösterir. 
 
Yukarıdaki apaçık ayetler kabirde bir hayat olmadığını, kabirlerde olanın kıyamet günü diriltileceğini söylüyorlar. Bir de Kabir azabına delil olarak bulunabilen ve Kur’an Bütünlüğünden Cımbızlayarak öne sürdükleri Kuran’daki tek ayete bakalım, iki farklı mealden alıntı yapalım.
 
Mümin 40/45–46;
“ALLAH onu (kavminin) şeytani tuzaklarından korudu. Firavunun ailesi ise şiddetli bir azabın pençesine düştü (öteki dünyadaki) ateş (in ki o ateşe) sabah akşam rastgele sokulacaklar: Nitekim Son Saatin gelip çattığı Gün (ALLAH) “Firavun ailesini en şiddetli azabın içine atın! (buyuracaktır). 
 
40/45. ALLAH o (muttaki) adamı, kurmak istedikleri tuzaktan korudu. Kötü azap Firavun'un adamlarını sardı. 
 
40/46. Onlar, sabah akşam ateşe sunulurlar. Kıyamet çattığı gün, "Firavun'un adamlarını azabın en ağırına sokun"denir. 
 
Yukarıdaki ayetteki azabın, kıyamette olacağı anlamı çıkmaktadır. Ancak azap kıyamette verilmese de kabir azabına delil olamaz. Çünkü Kur’an ayetleri bir birini açıklar. Sabah-akşam tabiri Arapçada süreklilik anlamında kullanılır. 6/52. Sabah akşam, Rablerinin rızasını isteyerek O'na yalvaranları kovma.” Ya da 18/28. “Sabah akşam Rablerinin rızasını dileyerek O'na yalvaranlarla beraber sen de sabret.” Ayetlerinde kullanıldıkları gibi.
 
Ayrıca Kâfirler bu dünyada da azaba çarptırılırlar:
 
3/56-Ayrılığa düştüğünüz hususlarda aranızda hükmedeceğim. _inkâr edenleri de dünya ve ahi rette şiddetli azaba uğratacağım. Onların hiç yardımcıları olmayacaktır." 
 
9/55. Artık onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. ALLAH bunlarla onlara dünya hayatında azap etmek ve canlarının inkârcı olarak çıkmasını ister. 
 
9/74.ALLAH ve peygamberi bol nimetinden onları zenginleştirdi ve öç almaya kalktılar. Eğer tevbe ederlerse iyiliklerine olur; şayet yüz çevirirlerse, ALLAH onları dünya ve ahi rette can yakıcı azaba uğratır. 
 
9/85. Malları ve çocukları seni hayrete düşürmesin; ALLAH bunlarla onlara dünyada azap etmek ve canlarının inkârcı olarak çıkmasını ister.  
 
13/34. Onlara, dünya hayatında azap vardır, ahiret azabı ise daha çetindir. ALLAH’A karşı onları bir koruyan da yoktur.
 
Dolayısıyla Kabir azabına delil olabilecek Kur’an’daki tek ayette, Kur’an bütünlüğünde diğer ayetlerin açıklayıcılığı ile anlaşılmalıdır. Kur’an dışı bir inanç olan, Kabir hayatında azap ya da mükâfat inancına Kur’an öncesi Vahiy metinlerinde de rastlanmamaktadır. Muhtemelen Bu inanış, İslam inancının Hz. Muhammed sonrası geniş coğrafyalara yayılma süreciyle beraber, İran inanışlarından etkilenme sonucu Müslümanların gündemine girmiştir.
 
Ayrıca insanları günahlardan sakındırmak için, etkili bir korku aracı olarak kullanılmıştır. Çünkü avami yığınları görmediği ve gerçekleşmesi sonra olacak olan Kıyamet ve Ahiretle korkutmak ve uyarmaktansa, her an hayatın içinde olan somut mezarlarda azap görüleceği inancı daha etkili olmaktadır.
 
Ancak Gaybla ilgili zan barındıran bu tür inanışlar dinin masallaşmasına, bir korku sistemi olmasına yol açmaktadır. Dokuz tahta altında yılanlarla boğuşmak ve meleklerin demir topuzları altında parçalanmak tehdidi insanlara din diye sunulmaktadır. 
 
Yapılması gereken tek şey İnançların Rabbimizin Koruduğu Kur’an’la belirlenmesidir. Eğer Allah sizleri bu kitaptan sorumlu tutuyorum diyor da, kabirde azabın olacağından hiç bahsetmiyorsa, bunun tersini söyleyenlere inanmamalıyız. Peygamberimizin bizleri Kur’an ile uyardığını hiç unutmayıp, onun sözleri diye, bu konu ile ilgili uydurma sözlere de kanmamalıyız.
 
Son olarak sizlere Allah ın dikkat çekici bir ayetini hatırlatmak istiyorum. Bu ayetten ibret alan, kabir azabının Kur’an da asla bahsedilmediği halde inanmanın sonucunu sanırım çok iyi açıklıyor.
 
Araf 33; De ki: Rabbim ancak açık ve gizli kötülükleri, günahı ve haksız yere sınırı aşmayı, HAKKINDA HİÇBİR DELİL İNDİRMEDİĞİ BİR ŞEYİ, Allah'a ortak koşmanızı ve ALLAH HAKKINDA BİLMEDİĞİNİZ ŞEYLERİ SÖYLEMENİZİ HARAM KILMIŞTIR.
 
http://halukgta.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/menudetay.php?id=247
 
Alıntıdır

41
0
0
Yorum Yaz