DİNİ ÖĞRENMENİN YAŞI.

2015-09-03 13:11:00

        Her zaman tartışılan bir konu, ilkokullarda zorunlu din dersinin olup olmaması konusudur. Gerçekten de bu konu çok önemlidir. Bir örnek vermek istiyorum. Lise seviyesindeki bir konuyu, ilkokulda okutabilir misiniz?  Elbette okutamayız diyeceksiniz. Peki, neden okutamayız?    Çünkü ilkokuldaki bir öğrencinin, muhakeme kabiliyeti daha tam gelişmemiştir. Gereken değerlendirmeyi, gerektiği ölçüde yapamaz. Bunu yapabilmesi için, önce alt yapısı olmalıdır. Öğretmeye çalışsanız da, o yaşta öğrenemez. Örneğin Kur’an, evlilik yaşından bahsederken, evlenecek kişinin gerekli olan OLGUNLUĞA ERİŞMİŞ OLMASININ, gerekliliğinden bahseder.    Bizler dinin gerektiği emirlerin, yerine getirme yaşından bahsederken, Akıl ve baliğ olmak gerektiğini söyleriz, tıpkı Kur’an ın evlenme yaşından bahsettiği gibi. Akil olmak aklı başında olmaktır. Baliğ olmak ise çocukluktan çıkıp, ergen olması, buluğa ermesi yani mukayese yapabilecek olgunlukta olması anlamına gelir. Bu tarifin tam bir yaşının olduğunu söyleyemeyiz. Kızlarda ve erkeklerde bile farklıdır. Her çocuğa göre bile değiştiğini söyleyebiliriz.   Kur’an ı anladığı dilden okuyan bir Müslüman, Allah ın ayetleri üzerinde derin derin düşünmemizi emrettiğini bilir. BUNUN NEDENİ DE İNANCIN, İMANIN SAĞLAM TEMELLER ÜZERİNDE OLABİLMESİ İÇİN, AYETLERİN ÖZÜNE İNEBİLMENİN, DÜŞÜNEREK, İDRAK EDEREK, SORGULAYARAK İNANMANIN ÖNEMİNİ ANLATIR YARADAN BİZLERE.    Eğer toplum İslam ı anlayarak, düşünerek okumaya çalışmıyorsa, o toplumu inancıyla yönetmek daha kolay olur. İslam ı kullanan terör örgütlerinin de izledikleri yollardan biriside,... Devamı

ALLAH HUZURUNDA KADIN ERKEK EŞİTTİR.

2015-09-03 13:07:00

    Bugünlerde tartışılan bir konu var. “Kadın ile erkeği eşit konuma getiremezsiniz, o fıtrata terstir" deniyor. Tabi bunu söyleyenler dini ön plana çıkartarak söylüyor. Gelin bu konuyu Kur’an dan araştıralım. Acaba Allah huzurunda, kadın ve erkek eşit değil mi? Yoksa bu konuyu saptırarak, İslam dinine zarar verenler mi var?    Hucurat 13: Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. ALLAH KATINDA EN DEĞERLİ OLANINIZ, O’NA KARŞI GELMEKTEN EN ÇOK SAKINANINIZDIR. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır. ( Diyanet İşleri Bşk. Meali)   Ayete baktığımızda Yaradan, benim katımda en değerliniz, bana karşı gelmekten en çok sakınanızdır, yani en güzel amel işleyeninizdir dediği halde, bizler kadın ve erkeğin nasıl olur da eşit olmasını, fıtrata ters görürüz. Bizler hurafe inançlarımızın etkisiyle, her zaman kadınları ikinci sınıf bir insan görme yanlışını, ne yazık ki yaptık. Bunun nedeni Kur’an ı terk ederek batılı, hurafe ve sanı bilgileri, din zannetmemiz büyük etken olmuştur.    Ne yazık ki bizler eşitlik dendiğinde, güç-kuvvet, şekilsel dış görünüş anlamışız ve mukayeseyi bu mantıkla yapıyoruz. Çünkü Kur’an ı anlamaya çalışmamışız da ondan. Bir insanın Allah katında ki değeri, inancında güçlü olması, TAKVASI ile doğru orantılıdır. Yani Allah katında güçlü olan, bedenen güçlü olan değil, Allah dan en çok sakınandır. Kadını ve erkeği belki güç ve kuvvette eşit konuma getiremeyiz, ama ALLAH KATINDA KADINDA, ERKEKTE EŞİTTİR. Önemli olanda bu değil mi zaten. Eğer güç, kuvvet Allah katında eşitliğin ölçü... Devamı

YALAN SÖYLEYENLER, DOĞRU SÖYLEYENLERE İNANMAZLAR.

2015-09-03 13:01:00

      Bir söz vardır “Yalan söyleyenler, doğru söyleyenlere inanmazlar.” Gerçekten de hayatımızda çok karşılaştığımız bir durumdur, yalan söyleyenlerin kolay ikna edilemeyeceği konusu. Çünkü bazı kişiler yalan yanlış sözler söylediğinin, farkında bile değillerdir. Böyle kişiler nefislerinin baskısı altındadırlar.    Gelin bu sözlerin ardında yatan mantığı, birlikte düşünelim.  İnsanlar neden yalan söyler, ya da söylemek durumda kalır. Hayatımızda bu durumla hepimiz karşılaşmışızdır, az ya da çok. Genelde hepsinin ardında yatan ana etken, nefsimizin etkisidir. Belki de hepimiz hayatımızın bazı dönemlerinde, yalan söylemiş ya da söyleme gereğini duymuşuzdur. Bazen yalan söylediğimizde buna kılıf bularak, bunlar beyaz yalanlar, ya da bu yalanlar insanların iyiliğine yalanlardır diyerek, yaptığımız yanlışları aklamaya çalışmışızdır. Bu tür yalanların bile, bir zaman sonra çok farklı koşullarda, bizlere zarar verecek konuma dönüştüğüne şahit oluruz. NEFSİMİZİ İKNA ETMEK KOLAYDIR. AMA AKLIMIZI İKNA ETMEK ÇOK ZORDUR. Onun için her işimizi düşünerek yapmalıyız.   İnsanın nefsi ile hareket etmesi, onun baskısı altında yaşaması çok sakıncalıdır. Hatta öyle istenmeyen olaylar duyarız ki, nefsime yenik düştüm derler. Aslında yenik düştüğü insanın doyumsuz duygularıdır. İşte şeytanda bizleri her zaman nefsimizle aldatmaya çalışır. ÇÜNKÜ BİLİR Kİ İNSANIN EN ZAYIF NOKTASI NEFSİDİR.    Allah yarattığı kulunun özelliklerinden bahsederken, zayıf yaratıldığından, aceleci tabiatta olduğundan, çok daha ilginci tartışmaya meyilli olduğundan bahseder. Tüm bunları veren Yaradan, bizlere öyle b... Devamı

TÜM EHLİ KİTABI HOŞ GÖRÜYE DAVET.

2015-09-03 12:58:00

Allah tüm peygamberlere gönderdiği dinin adının, İSLAM olduğunu söyler. Yani Yahudi, Hıristiyan ve Müslümanların ortak dinin adı İSLAM dini olduğunu Kur’an dan anlıyoruz. Kur’an, Allah indinde tek din İslam dır diye bizlere açıklama yapar. Çünkü bu kelimenin anlamı teslimiyet ve Allah a itaat anlamındadır. Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman ismi ise, peygamberlere inanan toplumlara verilen isimlerdir ve her topluma bazı konularda değiştirilmiş, nesh edilmiş yerine daha iyisi getirilmiş şeriatlardır. En son Allah ın şeriatıda, peygamberimiz Hz. Muhammed e indirilen Kur'an şeriatıdır. Ama asıl amaç değişmez, aynıdır.   Müslümanlıkta ruhban sınıfı yok deriz, ama bu lafta böyledir. Bizler diğer Ehli kitabı aratmayacak bir ruhban sınıfını, edindiğimiz veliler, şeyhler ve efendiler yoluyla kurduk, ama bunu itiraf edemiyoruz.   Hâlbuki tüm şeriatlar, yani Yahudilere, Hıristiyanlara ve Müslümanlara indirilen, özde aynı konuyu işleyip, toplumu uyarmış ve doğruya, güzele davet etmiştir bizleri. Allah ın bizlerden istediği şu üç şey tüm inançların ortak noktasıdır ki, bunu gerçekleştiren Allah katında mükâfatlandırılacaktır der Kur’an.   1. Allah ın birliğine iman etmek. 2. Ahi ret gününe inanmak ve iman etmek. 3. İyi ameller işleyip, hayra ve barışa yönelik işler yapmak.   Allah bizleri yaratmasının nedeni olarak, imtihan olduğumuzu söyler ama bakın asıl amacı nasıl açıklar.   Mülk 2: O, HANGİNİZİN DAHA GÜZEL İŞ YAPACAĞINIZI DENEMEK İÇİN ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır.   Bizler ne yazık ki bu gerçeklerden uzak, ö... Devamı

ÖYKÜDEN ALACAĞIMIZ DERS.

2015-09-03 12:49:00

        Sizlere ders alacağımız, güzel bir öykü aktarmak istiyorum. Kıssadan hisse düşer diye, sizlerle paylaşmak istedim.   ( ÖYKÜ bu ya, dünyadaki her türlü kötülüğün sorumlusu olarak gösterilen şeytan, üstüne yüklenen bu ağır suçlamadan bıkmış, Bir gün bir fırsat yaratayım da insanlar ne kadar iyiliksever olduğumu anlasınlar demiş.   Günlerden bir gün şeytanın yolu bir köye düşmüş. Keyfi yerinde olan şeytan, sırtını bir ağaca dayamış ve buzağısı kazığa bağlı olan ineği sağan genç bir kadını uzaktan izlemeye başlamış.   Şeytan, kadını epeyce izledikten sonra yerinden kalkıp kazığa bağlı buzağının ipini biraz gevşetmiş. Buzağı bu, az ötede annesinin sütünün kovaya sağılmasını aç karnına izlemeye daha fazla dayanamamış. Buzağı yerinde debelendikçe boynundaki ip biraz daha gevşemiş ve sonunda yular hepten çözülmüş.   Koşarak annesini emmeye giden buzağı, süt kovasına çarpmış ve bütün sütler yere dökülmüş.   Sağdığı süt ziyan olunca siniri tepesine çıkan genç kadın, eline geçirdiği odunu buzağının kafasına vurmasıyla yavru kan içinde yere yıkılmış. Yavrusuna saldırılmasına kayıtsız kalmayan inek bir tekmede kadını yere serip öldürmüş.   Uzaktan geçmekte olan kadının kayınpederi, ineğin gelinini öldürdüğünü görüp, elindeki tüfekle ateş ederek ineği öldürmüş.   Silah sesini duyan koca koşup gelmiş. Karısını yerde cansız yatar, babasını da elinde tüfekle görünce, belinden silahını çekip, tek atışta babasını öldürmüş... Devamı

KISSADAN HİSSE ALALIM.

2015-09-03 12:47:00

        Sizlerle küçük, ama çok anlamlı bir hikâyeyi paylaşmak istiyorum. Bu hikâyeden çıkaracağımız kıssadan hisse, bana göre çok önemli. Önce hikâyemizi okuyalım, daha sonrada üzerinde düşünerek, kıssadan hisse alalım.   (Her yıl yapılan 'en iyi buğday' yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı. Çiftçiye bu işin sırrı soruldu. Çiftçi:  —BENİM SIRRIMIN CEVABI, KENDİ BUĞDAY TOHUMLARIMI KOMŞULARIMLA PAYLAŞMAKTA YATIYOR, DEDİ.  —Elinizdeki kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? Ama neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsunuz? Diye sorulduğunda,  —Neden olmasın, dedi çiftçi.  —Bilmediğiniz bir şey var; rüzgâr olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve tarladan tarlaya taşır. Bu nedenle, komşularımın kötü buğday yetiştirmesi demek, benim ürünümün kalitesinin de düşük olması demektir. Eğer en iyi buğdayı yetiştirmek istiyorsam, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor. )   İşte hayatımızın, güzel yaşamamızın sırrı nerede gizliymiş görüyor musunuz?  Kur’anı anlayarak okuyan, ibret ve dersler alan bir insan, Rabbin bizlere önerdiği yolun, paylaşmaktan geçtiğini hemen anlayacaktır. Hikâyede anlatılan en önemli nokta ise, kendisini düşünen çevresiyle paylaşır. Yaptıklarından verim almak isteyen de, yine çevresiyle bütünleşir.   Allah yarattığı kullarını tek başına değil, birlikte bir güç olacak şekilde yaratmıştır. Biri birlerine her zaman muhtaç kılmıştır. Hâlbuki bizler elimizdeki paranın, malın, mülkün esas sahibinin bizler olduğunu ... Devamı

KUR'AN DA BULUŞABİLMEK.

2015-09-03 12:45:00

    İslam toplumu olarak, ne yazık ki din ve iman adına bir noktada buluşmayı, anlaşmayı bırakın, birbirimizle kanlı bıçaklı kavga eder olduk. Peki, anlaşamadığımız nedir diye hiç düşündük mü?   Aynı dinin mensuplarıyız. Aynı peygambere ve aynı kitaba iman ettiğimizi söylüyoruz. Bu durumda sorun nerede? Sanırım sorun, ATALARIMIZDAN RİVAYETLER YOLUYLA, GÜNÜMÜZE KADAR GELEN İTİKATLARIN VE İNANÇLARIN, DİNE KOYDUĞU HÜKÜMLERDE.     Peygamberimizin devrinde yaşayan, Ehli kitabın da yaptığı yanlışların, aynı konuda olduğunu görüyoruz. Kur’an a iman etmek isteyen bazı ehli kitap, atalarından gelen inançlarını da yaşamak istediklerini, ama Allah ın buna asla izin vermediğini, açıkça görüyoruz. Allah bu kişilere ne diyordu hatırlayalım.   Ankebut 51: KENDİLERİNE OKUNAN KİTABI, SANA İNDİRMİŞ OLMAMIZ ONLARA YETMEDİ Mİ? Şüphesiz bunda inanan bir kavim için bir rahmet ve bir öğüt vardır.   Allah işte ayetlerini bu kadar açık anlatıyor ki bizlere, öğüt ve dersler alabilelim. Sizler bu ayeti tebliğ aldıktan, iman ettikten sonra, Kur’an ın dışından da sorumlu olabileceğimiz hükümler vardır, diyebilir misiniz hala?    Geleneklerimizi elbette yaşayalım, bunda hiç bir sorun yok. AMA GELENEKLERİMİZİN, YAŞADIĞIMIZ DİNİ YÖNLENDİRMESİNE ASLA İZİN VERMEYELİM. Bunu yapan geçmiş kavimler, Allah ın dininden sapmışlardır. Bizler şu soruyu kendimize sormalı ve Kur’an dan cevabını mutlaka aramalıyız.    (Bugün İslam toplumu olarak bizler, Kur’an ın tüm ayetlerine kayıtsız şartsız iman ediyor muyuz? Yoksa bazı ayetlerin, hükmünün kalktığına inanıyor, bazı ayetleri de görmezden mi geliyoruz.)   Bu soruma belki genel çoğunluk, e... Devamı

DİNLER ARASI DİYALOG VE KUR'AN IN UYARISI.

2015-09-03 12:39:00

    Bugün sizlerle, günümüzde çok konuşulan ve Türk toplumuna kabul ettirilmeye çalışılan, DİNLER ARASI DİYALOG KONUSUNU KONUŞMAK İSTİYORUM.   Slogan haline getirilmiş bu düşünce, ilk baktığınızda kulağa çok hoş geliyor. DİN VE DİYALOG. İki kelime yan yana, çok güzel kullanılmış ve bana sorarsanız çokta etkili. Eğer konunun detaylarına girmeden, yüzeysel bakarsak, hiç kimsenin karşı çıkmaması gerekir, DİNLER ARASI DİYALOG ÇAĞRISINA. Çünkü din, her zaman diyalogdan, yanadır.   Şimdi bu düşünce üzerinde yavaş yavaş, düşünmeye işin özüne inmeye, bu konu ile ilgili yaşananlara, söylenenlere bakalım ve araştırmaya başlayalım. Dikkat ederseniz, ülkemiz haricinde böyle bir diyalogdan bahseden, hiçbir Müslüman ülke yok. İlginç değil mi sizce. Dinler arası diyalogu, kimler arasında yapılacağı söyleniyor? YAHUDİLER VE HIRİSTİYANLARLA MI?   Yahudilerle yapamazsınız, çünkü onlar kendilerini üstün bir ırk olarak görürler. Bir başka deyişle, Yahudi olunmaz, Yahudi bir anne babadan doğulur mantığıyla hareket ederler. YANİ IRKÇI BİR İNANÇLARI VARDIR. Yahudiler Allah ı bile yalnız kendilerine laik gördüklerinden, İSRAİL İN TANRISI DİYE GEÇER KİTAPLARINDA. Hiç kimseyi Yahudi yapmaya çalışmazlar.    Bu durumda Yahudilerle, dinler arası diyalog yapmamız, söz konusu bile değil. Çünkü onlar kendilerini üstün bir ırk kabul edip, kendisinden olmayanları yönetmek için var olduklarına inanırlar.   Geriye Hıristiyanlar kalıyor. Peki, onlar ne diyor dinler arası diyalog konusunda? Papa dinler arası diyalogun, gerçek anlamda mümkün olmadığını söylediği hald... Devamı

GÜÇLÜ BİR İMAN SAHİBİ OLMAK İSTİYORSAK.......

2015-09-03 12:33:00

    Bir kardeşimiz, Kur’an ın haram dediği bir şeye, Allah ın sırf yasakladığı için uymak, hikmeti nedeniyle uymaktan çok daha iyidir demiş. Bir başka arkadaşımız da, sorgulamadan itaat etsek, kıyamet kopar herhalde diyerek düşüncesini yansıtmış.   Acaba böyle mi düşünmeliyiz? Allah Kur’an da bizlerin, böyle mi iman etmesini istiyor? Hiç düşünmeden, araştırmadan mı iman etmemiz daha güçlü, sağlam bir iman olur, yoksa ikisini birleştirdiğimizde, yani düşünerek, araştırarak iman etmemiz mi daha doğru olur. Bu konuda doğru bir yol üzerinde olmak istiyorsak, Kur’an ın bu konuda ki düşüncesini önce öğrenmeliyiz.   ELBETTE İLK YAPMAMIZ GEREKEN, KESİN İTAAT ETMEMİZ ÇOK ÖNEMLİDİR, bunda şüphe yok. Çünkü herkes aynı kapasitede değildir, her şeyi hemen anlayamaz düşünemez, ayrıca o devrin ilmi konuya açıklık getiremiyor olabilir. AMA ALLAH IN EMRETTİĞİ HÜKÜMLERİN NEDENLERİNİ, HİKMETİNİ ELİMİZDEN GELDİĞİNCE ARAŞTIRMAK DA, BİZLERİN ASLİ GÖREVİ OLDUĞUNU BİLMELİYİZ.    Bir başka şekliyle söylemek gerekirse, Allah ın emrini, hükmü ayrı, hikmeti ayrı gözüyle bakmamalıyız. Allah ın ayetlerinde dikkat çeken en önemli unsur, SORGULAYAN VE DÜŞÜNEN BİR TOPLUM YARATILMASI ADINADIR.    YARADAN DÜŞÜNMEMİZİ, AKLIMIZI KULLANMAMIZI İSTİYORSA VE BUNU BİRÇOK AYETİNDE BİZLERE ÖZELLİKLE ÖNERİYORSA, BU SORGULAYAN BİR TOPLUM OLMAMIZI İSTEDİĞİ İÇİNDİR.   Kur’an bizlerin, öyle iman eden bir kul olmamızı ister ki, Allah ın emrine önce kuşku duymadan boyun eğen, ama böyle kalmayıp, emredilen hükümlerin üzerinde düşünen, aklını kullanan bir kul olmamızı ister. Allah ayetlerinde hük... Devamı

ALLAH DOMUZU NEDEN HARAM KILMIŞTIR.

2015-09-03 12:29:00

      Allah Kur’an da, bizlerin ilk okuduğumuzda nedenini, tam anlayamadığımız bir emir verdiyse, onu görmezden gelmek yerine, önce ona uymalı daha sonrada nedenini mutlaka araştırmalıyız. Belki çağımızın ilmi, bu emri gerektiği gibi açıklamaya yeterli olmayabilir. Ama bizler Allah ın yasakladığı şeylere, asla kuşku duymadan elbette kendi nefsimizce, ilavelerde yapmadan uymalıyız. Bilmeliyiz ki Allah bizler için, en güzelini önermiştir.   Yüce Rabbimiz domuz etini bizlere haram kılmıştır. Bunun nedenini belki içinde bulunduğumuz yüz yılda, ilmin-bilimin ileri seviyelerde oluşu nedeniyle biliyoruz. Geçmiş yüzyıllar önce, bu bilgilere sahip olmayan, Allah ın emirlerine iman eden insanlar, hiç kuşku duymadan domuz etinden uzak durmuşlardır. Elbette Allah ın emrinden sapanlara, sözümüz meclisten dışarı.   Peki, sizce Allah domuz etini, neden yememizi yasaklamış olabilir? Bu konuda edindiğim bazı bilgileri, sizlerle de paylaşmak istedim. Hıristiyanlar eski İncillerinde, domuzun pis olarak geçtiğini bugün itiraf ediyorlar. Bildiğiniz gibi Yahudi inancında da domuz yemek haramdır.   Domuz her türlü şeyi yiyen, pis ortamlarda dolaşabilen bir hayvandır. Yemek konusunda hiç ayrım yapmaz. Pis artıklar, çöpler ne koyarsanız önüne yer. Düşünebiliyor musunuz, domuz kendi ölmüş yavrusunu bile yiyen bir hayvandır.    Domuzlar en hızlı ve en zayıf sindirim sistemine sahiptir. Sindirimleri 4 saat sürüyor. Bu iyi ve sağlıklı bir süre değildir. SİNDİRİM SİSTEMİ ÇOK HIZLI VE ÇOK ZAYIF OLDUĞUNDAN, YEDİĞİ ŞEYLERDEKİ TOKSİNLERİ TAMAMEN TEMİZLEYEMEZLER VE DOMUZ KENDİ HÜCRELERİNDE DEPOLAR. Bu şu anlama geliyor, domuz pislikleri, çöpleri ve diğ... Devamı

TASAVVUF UN İSLAM TOPLUMUNDA Kİ YERİ.

2015-09-03 12:26:00

      Günümüzde tasavvuf denildiğinde, akla ne geliyor diye önce lütfen düşünelim. Eğer edebiyata, şiire meraklıysak, Tasavvuf edebiyatı gelir aklımıza. Dini konulara daha yakın olanların bir kısmı, tarikatları, cemaatleri düşünür. Bir kısmımızın, tasavvuf sözünden, Mevlana, Yunus gelir aklına. Dikkat ederseniz hepsinde ortak bir konu vardır tasavvuf denildiğinde. Yaradan a ulaşmak arzusu, Allah a duyduğumuz büyük sevgi, dostluğa, kardeşliğe davet, kendimizi keşfetme çabası, Allah a ulaşmanın yollarının arayışı, farklı biçimde şekillenir söz ve davranışlarla.   Peki, tasavvuf u nasıl tarif edebiliriz? Tasavvufu birçok şekilde tarif etmek mümkün elbette. Yaradan a karşı, saf-arı-duru duygularla ulaşmanın, ona sevgimizi anlatmanın yolunu aramak, insan ilişkilerinde mükemmeliyeti yakalamak, Dünya nimetlerinden uzaklaşarak, Allah için yaşamak şeklinde çok farklı boyutlarda özetleyebiliriz. Her dalda boy gösteren bu akımın, bu isimle geçmiş yüzyıllarda anıldığı konusunda, kesin bir bilgi yoktur. Bu akımın Arap toplumunda, Hicri 5. yüzyılda ortaya çıktığı söylenir. Doğrusunu Allah bilir.   Aslında tasavvuf un tarifine bakarsak, bu düşüncenin evrensel olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu düşünce ve fikir, toplumsal anlamda sanata, mezheplere ve tarikatlara girmesi, toplum olarak benimsenmesi, belli bir dönemi işaret edebilir. Bu fikrin Âdemden bu yana her insanın gönlünde yaşattığı, zaman zaman açığa çıkarıp su yüzüne çıktığı, duygularımızın, hislerimizin uç noktalarda yaşandığını söylemek, yanlış olmasa gerek. Bu yöntem, toplumların kendisini boşlukta hissettiği dönemlerde, çok daha belirgin yaşandığını dü... Devamı

GELİN ONLARIN OYUNLARINI BOZALIM.

2015-09-03 11:58:00

   Bu yazımda sizlere, ne herhangi bir ayet, nede Kur’an dan bir hatırlatma yapmayacağım. Fakat bunlar kadar önemli bir konuya, sizlerin dikkatinizi çekmek istiyorum. Nasibi olan kıssadan hisse alacaktır.    Yazılarımı yayınladığım bir sitede, yazdığım yazılara cevap veren, karşı çıkan fakat ne Allah a, peygamberlerine nede kitaplarına inanmadığı açık anlaşılan bir kişinin söylediklerinden bahsetmek istiyorum. Bu şahıs inanmadığı halde, gerektiğinde neleri savunduğunu, kitaba ve peygamberimize saygısızlık yaptığı halde, benim Kur’an a davet edişimi, hurafe hadis ve rivayetler konusunda, bizlerin dikkatli olmamız gerektiği uyarılarıma karşı, neler söylediğini ve kimlerin, hangi düşüncenin yanında gerektiğinde yer aldığını, savunduğunu sizlere nakletmek istiyorum.    Buradan da yola çıkarak, din düşmanlarının, ateistlerin bile gerektiğinde hurafenin, sanıya dayanan bilgilerin yanında nasıl yer aldığını, sizlere göstermek istiyorum. Peki, neden ve niçin? İşte düşünmemiz gerek de burası zaten.   Önce Allah a, kitabına inanmayan ve elçine saygısı dahi olmayan, bu kişiyi sözlerinden tanımaya çalışalım. Acaba İslam dini, Kur’an ve elçisi için neler söylüyor. Verdiği cevaplardan birkaç örnek nakletmek istiyorum sizlere ki, bu kişi hakkında bilgi sahibi olalım.   (Hatta evlenebilmek için bir de kendi evliliğini meşrulaştırmak niyetiyle ayet uydurmuştur.)   (Ben bu kitabı okudum ve gördüm ki bana göre değil. Böyle bir din olmaz. Böyle bir Tanrı olmaz. Kitaptan çıkarttığım sonuç budur.)   (İçinde 1400 yıl öncesinin Arap toplumuyla ilgili köhnemiş bilgiler barındıran ve bugüne dair hiçbir şey içer... Devamı

GERÇEK DOSTLAR EDİNMEK.

2015-09-03 11:53:00

      Allah kullarını yaratırken, özgür iradesi ile onu baş başa bırakmış, gönderdiği uyarılar, elçiler ile de onları doğru yolda tutmaya çalışmıştır. Allah insanı öyle bir özellikle yaratmıştır ki, bir ben var bende, benden içeri dizelerinin anlatmaya çalıştığı, nefsi ile aklı birbirine adeta hasımdır. Nefsin istediğine genelde akıl karşı çıkmış, aklın önerisine de nefis pek yaklaşma eğilimi göstermemiştir. İŞTE BU DÜNYADA İMTİHANIMIZIN NETİCESİ DE BUNA BAĞLIDIR. NEFSİMİZ Mİ AĞIR BASACAK, YOKSA AKIL MI?   Zorlu bir imtihanın içinde oluşumuzun, bizler hiç farkında olmadan yaşamaya devam ediyoruz. Allah bizlere gönderdiği kitabında, aklı ön plana çıkardığı halde bizler, sen Kur’an dan anlayamazsın diyenlere inanacak kadar nefsimizin esiri olmuşuz. ÇÜNKÜ ALLAH IN GERÇEKLERİ NEFİS İLE DEĞİL, AKILLA ANLAŞILACAKTIR. Nefsin her istediğine gönlümüz, vicdanımız razı gelmeye bilir, ama aklımızın onayladığı her şeyi, vicdanımız onaylayacaktır.   Bizler kendi menfaatlerimizi, çıkarlarımızı, hem aklın hem de inancımızın hep önünde tuttuğumuz sürece, asla doğru ve mutlu yaşayan bir toplum olamayacağımızın bilincinde olmalıyız. Bizler Allah ın yarattığı insanı, sevmesini öğrenemediğimiz sürece, onun rızasına ve şefaatine de nail olamayacağımızın farkında olmalıyız. Birbirimize katlanmasını bilmiyor, birbirimize güvenmeyip toplumda zıt kutuplar yaratıyorsak eğer, bunun kötü sonuçlarına da katlanmasını bilmeliyiz.    Dost, arkadaş, kardeş gibidir. Eğer birbirimize saygımızı, güvenimizi yitirmiş isek, o toplumda ne huzur kalır nede mutluluk. GÜNÜMÜZDE ÜLKELER ARTIK SİLAHLA, TOPLA, TÜFEKLE DEĞİL, TOPLUMLARI BİRBİRİNE DÜŞÜRMEKLE YIKILIYOR. BİZLER ÖNCE BİRBİRİMİZ... Devamı

KISSALAR ÖĞÜT VERİR, DÜŞÜNEN ÖĞÜT ALIR.

2015-09-03 11:49:00

      Kur’an bizleri eğitirken, özellikle kıssadan hisse alacağımız örnekler verir. Bu yol her seviyede insanın anlayabileceği kolay bir yöntemdir. Bu yazımda sizlere aynı yöntemle kıssadan hisse alabileceğimiz, bir öykü anlatmak istiyorum.   (Vaktiyle bir bilge hoca, yıllarca yanında yetiştirdiği öğrencisinin seviyesini öğrenmek ister. Onun eline çok parlak ve gizemli görüntüye sahip iri bir nesne verip: "Oğlum" der, "Bunu al, önüne gelen esnafa göster, kaç para verdiklerini sor, en sonra da kuyumcuya göster. Hiç kimseye satmadan sadece fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir.   Öğrenci elindeki ile çevresindeki esnafı gezmeye başlar. İlk önce bir bakkal dükkânına girer ve "Şunu kaça alırsınız?" diye sorar.  Bakkal parlak bir boncuğa benzettiği nesneyi eline alır; evirir çevirir sonra: "Buna bir tek lira veririm. Bizim çocuk oynasın" der.   İkinci olarak bir manifaturacıya gider. O da parlak bir taşa benzettiği nesneye ancak bir beş lira vermeye razı olur.  Üçüncü defa bir semerciye gider: Semerci nesneye şöyle bir bakar, "Bu der  "benim semerlere iyi süs olur. Bundan "kaş dediğimiz süslerden yaparım. Buna bir on lira veririm."   En son olarak bir kuyumcuya gider. Kuyumcu öğrencinin elindekini görünce yerinden fırlar. "Bu kadar değerli bir pırlantayı, mücevheri nereden buldun?" diye hayretle bağırır ve hemen ilâve eder. "Buna kaç lira istiyorsun?" Öğrenci sorar: Siz ne veriyorsunuz?" "Ne istiyorsan veririm."    Öğrenci, "Hayır veremem." diye taşı almak için uzanınca kuyumcu yalvarmaya başlar: &... Devamı

HÜKÜM YALNIZ ALLAH IN DIR.

2015-09-03 11:45:00

      İslam ı yaşarken yaptığımız en büyük yanlış, Allah ın verdiği hükümlerine, edindiğimiz yanlış itikatların etkisiyle, elçisini de ortak etmeye çalışmamız olmuştur. Bu yanlışı yapmamızın en büyük nedeni de, bizlerin Kur’an ile arasına girenleri, sorgulamadan kabul etmemizdir.   Allah açıkça hüküm verdiği ve HÜKÜM YALNIZ ALLAH INDIR dediği halde, Allah ın bu hükmünü görmezden gelmemiz, bizleri rivayetlerin ve sanının peşi sıra gitmemizi sağlamıştır.   Bakın Yaradan, hükmünü nasıl bu konuda açıkça vermiş ve bizlere iletmiş.   Enam 57: De ki: Şüphesiz ben Rabbimden gelen apaçık bir delile dayanıyorum. Siz ise onu yalanladınız. Çabucak gelmesini istediğiniz (azap) benim yanımda değildir. HÜKÜM ANCAK ALLAH'INDIR. O hakkı anlatır ve O, doğru HÜKÜM VERENLERİN EN HAYIRLISIDIR.   Demek ki Allah ın elçisi de, Allah ın gönderdiği delillere dayandığını, onun dışına çıkmadığını, hükmü yalnız Allah ın verdiğini, doğru hüküm veren yalnız Allah olduğunu, çok açık bir şekilde anlatıyor.   Maide suresi 44. ayette de Allah bizleri uyararak bakın ne söylüyor?   (KİM ALLAH'IN İNDİRDİĞİ (HÜKÜMLER) İLE HÜKMETMEZSE, İŞTE ONLAR KÂFİRLERİN TA KENDİLERİDİR.)   Buradan da anlaşılıyor ki, hem peygamberimiz, hem de ondan sonra devleti yönetenler, yalnız ve yalnız Allah ın Kur’an da hüküm verdiği ile topluma hükmetmesi gerektiği apaçık anlaşılıyor. Bu durumda peygamberimiz, Kur’an ın hükmetmediği bir konuda sizce hüküm verebilir mi, bu kadar açık ayetler varken?   Peygamberimiz d... Devamı

KUR'AN DA GEÇEN HİKMET SÖZÜNDEN NE ANLAMALIYIZ?

2015-09-03 11:33:00

Bugün Kur’an da bazı ayetlerde geçen, hikmet sözü ile ne anlatılıyor, onu birlikte anlamaya çalışacağız. Önce bu kelimenin sözlük anlamına bakalım.    Sözlükte bilgelik, ilim, özlü sözler, İnsanın mevcudatın hakikatlerini bilip hayırlı işleri yapmak sıfatı. Akıl, söz ve hareketteki uygunluk. Doğruyu batıldan ayırmak. Bu anlamların tümünü birleştirdiğinizde ilim sahibi, gerçekleri görebilen, idrak eden ve elindeki bilgiler ışığında kendisine ve topluma yön verebilen, İYİ BİR MUHAKEME YETENEĞİNE SAHİP OLMAK gibi bir insani özellik diyebiliriz. Şimdide bu bilgiler ışığında Kur’an HİKMET sözüyle bizlere ne anlatıyor, onu anlamaya çalışalım. Önce Nisa suresi 113. ayete bakalım.   Nisa 113: Eğer Allah'ın senin üzerindeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, onlardan bir grup seni şaşırtmaya mutlaka yeltenecekti. Ama onlar kendilerinden başkasını saptıramazlar. Ve sana hiçbir şekilde zarar veremezler. ALLAH SANA KİTAP'I VE HİKMETİ İNDİRMİŞ VE SANA BİLMEDİĞİN ŞEYLERİ ÖĞRETMİŞTİR. Allah'ın senin üzerindeki lütfu çok büyüktür.   Allah bu ayetin başında dikkat ederseniz, seni şaşırtmak isteyenler mutlaka olacaktı diyor ve devamında sana zarar veremeyeceklerini, çünkü Allah sana Kur’ anı ve hikmeti verdiğini söylüyor ve bu kitapla sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir diyor.    Peki, burada geçen HİKMET sözünden acaba sana Kur’an dışından da hüküm verme yetkisi verdim, artık sen benim Kur’an da söylemediğim konularda hükümler vermeye yetkilisin diye mi anlamamız gerekir? Bu anlamı istediğiniz kadar zorlayın, çıkarmanı... Devamı

KÜRTAJ KONUSU VE KUR'AN.

2015-09-03 11:22:00

    Bizler İslam ı yaşarken, kendi çabalarımızla değil, birilerinin öğretileri, güdümüyle yaşadığımız içindir ki, anlamaya çalıştığımız konuların gerçek hükmünün ne olduğunu, Allah ın rehberinden öğrenme çabasında hiç olmuyoruz. Bu yanlış yolu takip ettiğimiz içinde, emin olmadan doğrulardan uzak yaşarız.   Kürtaj konusuna da, ne yazık ki aynı gözle bakıyoruz. Allah sizlere bir rehber gönderdim imtihanınız, sorumluluğunuz Kur’an dan dır dediği halde, yaşantımızda karşılaştığımız sorunları Allah ın rehberine danışmak, ona sormak yerine, beşeri bilgilere her nedense daha çok itibar ediyor ve onlara inanıyoruz.   Kürtaj yani gebelik sonlandırması, gerçekten çok önemli bir konu. Basında bir kısım kişilerin söylediği gibi, bu kadının bileceği bir iştir, kadının bedenine karışmayınız, ister doğurur ister doğurmaz sözleriyle asla açıklanamaz.    Bizler hiç bir şeyin sahibi değiliz, emanetçiyiz. Onun içindir ki, bizlerin bu konudaki söz hakkımızda sınırlıdır.    Kürtaj konusuna gelince. Allah biz Kur’an da, her şeyden nice örnekleri değişik ifadelerle verdik ki anlayasınız diyorsa, bu konuda da bizlere düşen Allah ın rehberinden, bu konuyu anlamaya çalışmak olmalıdır.   Allah Kur’an da, anne karnında bebeğin oluşumunu ve geçirdiği safhalarını bizlere anlatır. Gelin şimdi Kur’an a müracaat edelim ve bu konuyu anlamaya çalışalım. Acaba anne karnında döllenen yumurta, ne zaman insan olma vasfını kazanıyor, bunu anlamaya çalışalım.   SECDE suresi:   7. O (Allah) ki, yarattığı her şeyi güzel yapmış ve ilk başta insanı çamurdan yaratmıştır.  8. Sonra onun zürriyetini, dayanıksız ... Devamı

DİNDE ZORLAMA YOKTUR.

2015-09-03 11:17:00

    Aşağıdaki yazıyı yazmama neden olan, bir arkadaşımızın Kur’an dinde zorlama yok tur der, ama Tevbe suresinde bir ayetindeyse, farklı sözler vardır demiş.   Tevbe 29: Kendilerine kitap verilenlerden Allah a ve ahi ret gününe inanmayan, Allah ve resulünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini kendine din edinmeyen kimselerle, KÜÇÜK DÜŞÜRÜLÜP ELLERİYLE CİZYE VERİNCEYE KADAR SAVAŞIN.   Bu ifade dinde zorlama yoktur ifadesiyle çelişmiyor mu diye sormuş. Bende bahsedilen Bakara suresindeki dinde zorlama yoktur sözü ile tevbe suresindeki savaş halinin hiçbir benzerliği olmadığını, tam tersine, Tevbe suresinde peygamberimize açılan bir savaşın olduğunu, ayetleri örnek göstererek anlatmaya çalıştım.   Gelelim Tevbe suresine, çok ilginçtir Allah ın adıyla, yani besmeleyle başlamayan tek suredir. Bu surenin, bir önceki surenin devamıdır diyende vardır. Surenin ismine ve içeriğine baktığınızda genelde anlatılan, müşriklerin Allah elçisine karşı birlik olup, savaş verdiği anlatılır. Rabbimizde elçisine bu sureyle, ayetlerle yardım etmek ve ona çevresinden kendisini savunacak, savaşacak insanların toplanmasında yardımcı olmuş ve onları ikaz edip, elçisine yardım etmelerini sağlamıştır. Sureden bazı alıntılar yaparak surenin genelde ne anlatmak istediğini anlamaya çalışalım isterseniz. İlk ayetinde bakın nasıl bir uyarı var.   Tevbe 1: Allah ve Resulünden kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere bir ihtar.   Yukarıdaki sözler, peygamberimizin karşısında savaş halinde olan müşriklere, bir ihtar olarak söyleniyor ve bakın ne diyor devamında?   Tevbe 2: (Ey müşrikler!) Yeryüzünde dört ay daha dolaşın. İyi bilin ki siz Allah'ı aciz bıraka... Devamı

ÖLÜMLE YÜZLEŞEBİLMEK

2015-09-03 11:11:00

  SUBA     Bizler ölümden bahsederken, korku ile karışık bir ürperti duyarız. Onun içinde aklımıza bile getirmek istemeyiz ölümü.  Bu korkumuzun nedeni nedir diye hiç düşündünüz mü?   Ölümden neden korkarız? Neden ölen bir kişinin ardından ağıtlar yakarız? Bazen de adeta isyana varan davranışlarımızla yakınlarımızın, sevdiklerimizin ölümünü kabullenemeyiz. Tüm bu aşırı davranışlarımızın ardındaki duygunun özünü, önce tespit etmeliyiz ki, yaptıklarımızın sınırını daha doğru belirleye bilelim.   Dünyaya ağlayarak geliriz. Yakınlarımız bu ağlamamızdan memnun olur, çünkü sağlıklı olduğumuzun işaretidir. Ya bu Dünyadan göçtüğümüzde durum nasıldır? Tam tersi bu sefer ölenin yakınları üzülürler, ağlarlar. YA ÖLEN KİŞİNİN DUYGULARI, NASILDIR DİYE HİÇ DÜŞÜNÜYOR MUYUZ?    İnsanoğlu bilmediği, emin olmadığı her şeyden korkar. Bildiği konularda ise hiç tedirgin olmaz ve korkmaz. Acaba ölümü ve ötesini bizler, Allah ın rehberinden öğrenmeye çalışıyor muyuz? Örneğin uçağı hiç görmeyen, bilgisi olmayan, ilkel bir insanı uçak yolculuğuna ikna edemezsiniz.    İşte bizlerin ölümden korkması, aşırı tepkiler göstermesi, ölen bir yakınımızın ardından adeta yas tutarak, isyan derecesine gelmemizin nedeni de, ölüm konusunda doğru bilgilerimizin olmadığı, kulaktan dolma bilgiler olmasından kaynaklanmaktadır. TABİ BİR BAŞKA NEDEN DE, GERÇEK YUVAMIZA DÖNÜŞ İÇİN HİÇ BİR HAZIRLI... Devamı

ÖZGÜR OLMANIN BEDELİ, ZORLU BİR İMTİHANDIR.

2015-09-03 11:07:00

      Bugün sizlerle paylaşmak, sizleri düşünmeye davet etmek istediğim konu, acaba Allah bizleri yarattıktan sonra, yaşantımızda tamamen özgür mü bırakıyor, Yoksa yaşantımızın bazı evrelerinde, yine bizleri doğruya yönlendirmek, aklımızı başımıza getirmek için, müdahalelerde mi bulunuyor? Gelin bu soruyu birlikte düşünerek, Kur’an dan bir cevap aramaya çalışalım.    Önce yaradılış gayemizin ne olduğunu Kur’an dan doğru anlamalıyız ki, Allah ın bizlere yaşantımızda müdahalesi var mı, ya da hangi şartlarda var, onu doğru anlayabilelim.    KUR’AN A BAKTIĞIMIZDA VE ALLAH IN VERDİĞİ BİRÇOK ÖRNEKLERDEN YOLA ÇIKTIĞIMIZDA, BİZLERİ ÖZGÜR İRADEMİZ VE NEFSİMİZLE BAŞ BAŞA BIRAKTIĞINI GÖRÜYORUZ.  Fakat Allah özgür bıraktığı kullarını yinede tamamen terk etmeyip, belirli zamanlarda onlara doğru yolu göstermek adına, birçok rehber kitapları, elçileri vasıtası ile ulaştırdığını Kur’an dan anlıyoruz.  Kur’an da birçok ayetin sonunda akla, düşünmeye bizleri yönlendirerek, bu konuda ne derece özgür olduğumuzu, onun içinde yaptıklarımızdan sorumlu tutulacağımızı, birçok ayetlerinde bizlerin dikkatini çekiyor.   Örneğin Yunus suresi 100. ayetinde Allah, Akıllarını güzelce kullanmayanları pislik içinde bırakacağı uyarısını yapıyor bizlere. Yine Nisa suresi 31. ayette, Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz diyerek, bizlerin hareketlerimizde özgür bırakıldığımızı, fakat takip edildiğimizi, izlendiğimizi yine birçok ayetinde açıklamasını yapıyor.   Araf suresi 3. ayetinde bizlerin &oum... Devamı